Ana sayfa Anasayfa TSYD’nin en başarılı başkanı kimdi? Birgül Pullukçu’dan 33 yılın müthiş hikayesi..

TSYD’nin en başarılı başkanı kimdi? Birgül Pullukçu’dan 33 yılın müthiş hikayesi..

77
0
PAYLAŞ

TSYD’nin gülü, Birgül’ü, dernekteki 33 yılını SporLig’e anlattı:

Togay Bayatlı TSYD’ye çağ atlattı…

Onur Belge çok kibar ve farklı bir adamdı…

O HERKESİN BİRGÜL ABLASI

16 Eylül 1984 yılında TSYD de başladığı görevini aralıksız tam 33 yıldır sürdürüyor.Kimi zaman ağladı kimi zaman güldü, kim zaman sinirlendi ancak prensiplerinden hiç taviz vermedi.Her zaman emekçi gazeteci abilerinin ve kardeşlerinin (akreditaston)isteklerini yerine getirmek için mücadele etti. TSYD’de aralıksız 33 yıldır akreditasyon ve organizasyon sorumlusu olarak çalışan Birgül ablamızı boş bir gününde yakalamak ve röportaj yapmak neredeyse imkansız gibiydi.Çat kapı yapmak lazımdı, ve biz de öyle yaptık. Tam da Fenerbahçe Galatasaray derbisi öncesi. Başkası olsa terlikle kovalardı. Sürekli çalan telefonlara cevap veriyor, derbi maçı için insanların isteklerini yerine getirmek için uğraş veriyordu.Yapamadıklarına ise nazik bir dille olmayacağını anlatmaya çalışıyordu. Ama anlayan kim? Gözlerimle şahit oldum. Hakikaten tam 10 dakika arayan şahısa GSB VE FUTBOL FEDERASYONU’nun talimatlarına uymadıkları için akredite olamayacağını anlatmaya çalıştı.Ama nafile.Telefondaki vatandaş hala ısrar ediyor.

Tansiyon çıktı bilemem kaça?

Karşıdaki ses inat edip bir de’’Sizi şikayet edeceğim’’demez mi? Buyrun burdan yakın!Neyse telefondaki sese ‘’şikayet edin beyefendi’’ diyerek telefonu kapatıyor. Sizi bilmem ama ben olsam basardım kalayı.’’İyi sabır varmış sen de’’ dedim.’’bu sadece bir tanesi’’ deyip her derbide bu gibi sıkıntıları yaşadığını söylüyor.Yani herkesi menun etmek çok zor gerçekten.Bu yoğunluk arasında bir de röportaj isteğimi söylesem ‘’kesin döver beni’’dedim.Ama sempatikliğimi kullanıp ‘’Ablam Allah kolaylık versin sana.Gerçekten işin zor’’deyip konuya girdim ve aşağıda kimi zaman şaşırıp, kimi zaman üzüleceğiniz, kim zaman da düşüneceğiniz bu çok güzel röportajı gerçekleştirdim.

Şimdi kurulun koltuklarınıza ve başlayın okumaya.

+ TSYD’ye ne zaman girdiniz? Kaç senedir buradasınız?

– 33 seneyi bitirdim. 16 Eylül 1984 yılında işe başlamak zorunda kaldım. Ailevi problemlerden dolayı okulu bırakıp işe başladım. O zamandan beri devam ediyorum. Emekli olup ayrılmaya kalktım ama izin vermeyip ‘devam’ dediler.

+ Kimdi dönemin başkanı?

– Rahmetli Doğan Koloğlu. Cağaloğlu’nda vilayetin çarprazında yerimiz vardı. Gülen ablamız vardı Faik Gürses’in eşi. Derneğe ilk gittiğimde Nurhan Aydın genel sekreter idi. Bonservisimi alıp yanlarına gittiğimde beni hemen kabul ettiler. 8 sene Cağaloğlu’nda çalıştım.

 

+ Şanslıymışsınız. Daha önce tecrübeniz var mıydı?

– Hayır, hayır.. Okuyordum. Okulu bırakmak zorunda kalmıştım. Ondan sonra hemen işe girdim. İlk işimdi bu.

+ Peki bu 33 senede neler yaşadınız? Anılarız çok vardır elbette. İşiniz zor mu?

– Derneğimi ve işimi çok seviyorum. Sevilmeyip benimsenmese yapılacak bir iş değil. Çünkü kendinize dair sosyal yaşantınız yok, aile yaşantınız yok. Sadece ve sadece kendimi buraya odaklamış durumdayım. Hiçbir özelim kalmadı. İşlere yetişmekten, organizasyonların çokluğundan dolayı.

Cumartesi/Pazar’ınız da yok, değil mi?

– Tabi, tabi.. Haftanın beş günü dernekte çalışıyoruz. Diğer günler ki cuma da dahil oluyor, Şampiyonlar Ligi, milli maçlar da dahil hafta içi dernekte ve hafta sonu yine maçlardayız. Hiçbir özelimiz olmadan özveriyle çalışılması gerekilen bir iş.

+ Evden kızmıyorlar mı?

– Artık alıştılar. Çok uzun zaman oldu. İş yerimi ve etrafımdaki insanları çok iyi biliyorlar. Bir de yıllarını bir yere verdikten ve samimi bir ortam yaratıldıktan sonra güven duygusu çok fazla olduğu için kızmıyorlar artık. Ama evli barklı olsaydım eşim beni iki günde bırakırdı, ona inanıyordum. (Gülüyor)

+ Severek yapıyorsunuz belli ki..

– Kesinlikle. Sevilmeden yapılacak bir iş değil. Ben yıllardan beri bu işi yapıyorum. Herkese adaletli davranmaya çalışıyorum. Daha çok kuralcı bir insanımdır.

+ Nelere dikkat ediyorsunuz öncelik olarak?

– Akreditasyon işinde Gençlik ve Spor Bakanlığı’nın ve TFF’nin belli başlı kuralları vardır. Bu kurallar çerçevesinde istenilen belgeler tamam ise benim için uygun demektir. Çünkü biri bana bir şey dediği zaman hak hukuk yemeden, adaletli davranma açısından; ‘Evet, bu arkadaşın kartları tamam ya da hayır, bu arkadaşınki eksik. Ona göre yaptım.’ diye cevap verebilmeliyim. İnsanlara şans tanımayı seviyorum. Bir-iki defa idare ediyorum bilhassa ilk kart alacak olan arkadaşlar için. Ama ikinciyi, üçüncüyü geçtikten sonra bir daha yapmıyorum. Zaten siz de biliyorsunuz. Maçlara girebilmek için basın kartı ve müsabaka yerleri giriş kartı gerekiyor. Bu iki karttan bir tanesine sahip değilse ben yapmamaya dikkat ediyorum.

+ Zorluk çekiyor musunuz?

– Çok oluyor. Yaptığım zaman iyi oluyorum, yapmadığım zaman kötü oluyorum. Şu anda en büyük sıkıntılarım; işsiz olan arkadaşlarımız var, siz de biliyorsunuz piyasayı. Bir de bunun haricinde internet ile ilgili sıkıntılarım var. Çünkü daha bununla ilgili bir yasa oluşturulamadı, bir kriter yapılamadı. Gönlüm onlardan yana ama kural çerçevesinde yapmıyorum. Çünkü şartları uymuyor. Şu an devletimiz bununla ilgili bir kriter oluşturup şartname hazırlaması lazım. Biz TSYD olarak; şu anki mevcut yönetim kurulumuz bir statü hazırladı. Yeni üye yapmak için tüzüğümüze maddeler koydu, bazı kriterler oluşturdu.

+ İşin garip tarafı da internet siteleri her gün artıyor..

– Şu anda her önüne gelen bir site açabiliyor. Bunların takibi çok zor. Ben de belli başlı; işte Sporx, Ajansspor, Maçkolik olsun bunları kurumsal olarak kabul ediyorum ama diğerlerine maalesef yardımcı olamıyorum. Bu da yardımcı olmak istemediğimden dolayı değil kurallara uymadığından, mecburiyetten.

+ Bir maçta kaç tane akreditasyon yapıyorsunuz? 1000 tane falan oluyor mu?

– Oluyor tabi. Sadece İstanbul’daki maçlara değil deplasmandaki maçlara da yapıyoruz. 10 tane şubemiz ve 81 ilde de temsilciliklerimiz var ama onların yetemediği hallerde bir Birgül var.

+ Yani her şey dönüp dolaşıp yine size dönüyor? (Gülerek)

– Aynen öyle. Ben her ne kadar insanlara kuralcı davranıyor olsam bile çözüm odaklı olduğum için en son kapıda yine ben varım ve halletmeye çalışıyorum.

+ Derbi maçlarında işleriniz daha zor sanırım?

– Futbolda lig maçlarında fazla zorluk çekmiyorum. Onunla ilgili fazla bir sıkıntım yok. Ama derbi ve Şampiyonlar Ligi maçlarında çok zorlanıyorum. Çünkü basın tribünlerinin kapasitesi belli. Alacağım kişi sayısı belli. Maalesef değerli basınımız da hep bu maçlara rağbet ediyor. ’40 yılda bir geliyorum.’ diyorlar ve en güzel maçları seçiyorlar. Bu sefer de ben derneğin kötü polisliğini oynuyorum. Bu derneğin kötü polisi benim. Benim bir misyonum var ama iş çerçevesinde olduğum için hiç de gocunmuyorum. Hiç kimse bana böyle bir şey demedi, diyemez de ama ben kendi kendime ‘Derneğin kötü polisiyim.’ diyorum. Hayır deme merci oluyorum. Yani yöneticilerin veya başka birilerinin yerine hayır diyen ben oluyorum. Mecbur kalıyorum çünkü. Herkese evet dediğim zaman da yer yetmiyor. Sadece basın tribünleri değil saha içleri de geçerli artık. Foto muhabirleri için saha arkaları önceden çok daha müsait oluyordu. Mesela yarınki Beşiktaş – Bayern Münih maçında 80 tane foto muhabiri var. Onlar da haklılar ama hepsini dengelemeye çalışıyorum. Yılların alışkanlığıyla birlikte bu camianın Birgül ablası olması nedeniyle de kimse hayır demiyor ve işim düzgün gidiyor Allah’a çok şükür.

+ İşin zorluklarından bahsettik. Peki bu işin kolaylıkları var mı?

– Bu işin en güzel tarafı çok insan tanımak, çevre edinmek oldu. Çok fazla kardeşim var gittiğim organizasyonlarda. Sevilmek güzel bir şey. Başınıza bir sıkıntı geldiği zaman derdinizi çözebilecek bir çok insan olmuş oluyor. Benim böyle bir ihtiyacım olmadı bu zamana kadar ama bir tek babam için mezarlık istedim. Hayatımda başka hiçbir şey istemedim kimseden ama çevremde gördüğüm insanlar kolaylıklar yaşıyor tabi ki. En güzel şey çevre edinmek, dostluk kazanmak.

+ 33 senede neler yaşadınız? En çok sevindiğiniz ve en çok üzüldüğünüz olaylar nedir mesela?

– Ben Doğan Koloğlu’nun başkanlığında başladım. Birçok duayen abiyle çalıştım. Togay Bayatlı başkanımı çok severim, çok saygı duyarım. O benim için bir idoldür. Onunla yaşadığım dönemi hiçbir dönemde yaşamadığımı düşünüyorum. Derneğin o dönemde konum olarak çok farklı yerlerde olduğunu düşünüyorum. Togay beyin Dünya Spor Yazarları Birliği Başkanı olması, bir takım aktiviteleri daha çabuk kolaylaştırması, vizyonu farklı bir adam olmasından dolayı en çok kolaylıkları onda gördüm. En kibar başkanım da Onur Belge’dir. Esat abiyle (Yılmaer) ikisi başkanlık yarışına girdiğinde Allah’ın bildiğini kuldan saklamayayım gönlüm Esat abiye yatıyordu. (Gülümseyerek) Onur bey geldiğinde biraz şaşkındım ama kendimi eleman veya kadın olduğumu onun başkanlığında hissettim. Çok kibar bir adamdı. Nur içinde yatsın, toprağı bol olsun. En çok sevdiğim başkanlardan bir tanesidir. Kötü olan şeyleri pek söylemek istemiyorum. Onlar bende kalsın.

+ Peki bu görevi ne kadar daha sürdürmek istiyorsunuz?

– Ben devam etmeyi istemedim aslında. Ben emekliliğimi kazanıp dönemimi bitirdim. Ayrılmak istedim ama müsade etmediler. Sonra kendi ekonomik şartlarımdan dolayı bana da iyi geldi ve tekrar devam ettim. Ama daha ne kadar devam edebilirim; Allah nekadar nsip ederse. Daha sonra herhalde yeni arkadaşlarımıza, yeni kardeşlerimize bırakırız diye düşünüyorum. Kendimi övmek gibi olmasın ama bildiğim her şeyi buradaki çalışan arkadaşlarıma anlatmaya çalışırım. Hiçbir şeyi kendimde saklı tutmam, paylaşırım. Ben yokken işlerin aksamaması adına her şeyi öğretirim. Handan’ımız var, Agah’ımız var. Yeni kardeşlerimiz gelir, onlar da öğrensinler. Bugün Birgül var, yarın olmayabilir. Bu dernek her zaman devam edecek. O yüzden de her şeyi bilmeleri gerekiyor. Ketum bir insan değilim, bencil olmayı hiçbir zaman sevmedim. O yüzden paylaşıyorum ve öğretiyorum.

 

+ Peki en çok hangi stadyumda daha rahat ediyorsunuz? Türk Telekom, Ülker veya Vodafone Park mı ya da İstanbul dışında bir stadyum mu?

– Türk Telekom Stadyumu’nda daha çok rahat ediyorum. Ülker Stadyumu’nda çok sıkıntı çekiyorum. Her şeye dikkat etmeye çalışıyoruz ama biz de insanız. Hatalar yapabiliyoruz. Birisi hastalandığında yerine birisi gelebilir diye düşünüyoruz. Öyle istisnai zamanlarda çok zorlanıyorum. Yani Ülker Stadyumu beni en çok geren ve yoran bir stadyum. Çok güzel bir stadyum ama içindeki kuralcılık ve bazı kişilerin tutumlarından dolayı çok yoruluyorum.

+ İşinizi yapamıyor musunuz tam olarak?

– Allah’a çok şükür hiç kırmadılar. Her işimi yapıyorum, yapmaya da çalışıyorum. Gittiğim zaman ricalarım oluyor ama böyle boyun bükerek yapmak bana göre bir iş değil. Zorlanıyorum ve kendimi kötü hissediyorum. Çünkü ben kötü bir iş yapmıyorum. Ben etrafımdaki medya mensuplarına yardımcı olmak için oradayım. Kendim için bir şey istemiyorum. Mesela ‘Selahattin gelmedi onun yerine Birgül geldi.’ derken bunu ilk başta söylemek beni yoruyor. Çünkü ben kimsenin karşısında hiç eğilmedim. Bana ne annem-babam ne de yöneticilerim hiçbir zaman kötü davranmadılar. Onların karşısında öyle durmak beni yoruyor ama maalesef bazen böyle rica ettiğim zaman kötü hissediyorum kendimi. Türk Telekom, Vodafone Park, Fatih Terim stadyumlarındaki arkadaşlarımız olsun hepsi çok iyiler. Birçok illere gidiyorum. Hepsi de çok çok iyiler. Ömrüm burada geçtiği için herkesin bir Birgül ablası olmuşum. O yüzden Allah razı olsun iyi davranıyorlar, saygı duyuyorlar. Ben de seviyorum onları.

 

+ Son olarak neler söylemek istersiniz? Bir de sizi artık üzmesinler akreditasyon işlemlerinde vs. (Gülerek)

– Camiamı seviyorum. Yok, yok.. O olağan, olması gereken şeyler ama yaptığım zaman iyi yapmadığım zaman kötü imajı vermek beni üzüyor tabiki. Hiç unutmuyorum. Bir gün Ali Sami Yen Stadyumu’ndaydım. Oranın demir bir kapısı vardı. Duayen bir abimizin akreditesini yapmadığımız halde maça geldi. Ben de akreditesinin olmadığını söyledim. Bana ‘Sen kim oluyorsun!’ dedi. İsmini vermeyeyim şimdi. Ben öyle deyince durdum. ‘’İşinizi yaparken ben Birgül’üm ama şu an yok dediğim zaman Birgül değilim ben de.’’ Tabi ufak tefek olduğum için beni kapıya doğru itti. Ben duvarla demir kapının arasında sıkışıp kaldım. Hiçbir şey demedim. Sadece gözümün kenarından yaşlar akmıştı. Hiç unutmayacağım onu hayatımda. Baktım ona bir şey demeden.Ağlamadım ama gözlerimden yaşlar akmaya başladığını hissettim. Sonra içeri girdi beni ittikten sonra. Sesimi çıkarmadım. Akşam eve gittiğimde sırtımın arkası mosmordu. Çünkü duvarla kapının arasında sıkışıp kalmıştım. Buna çok üzülmüştüm.

+ Daha sonra ne oldu peki?

– (Yutkunarak) Profesyonel bir insan olarak merhaba dediğim bir insan ama…………(sustu daha bir şey diyemedi. Duygulandı ve gözlerinden yaş akşaya başlamıştıki kaydı durdurdum ve teslli etmeye başladım.. Belli ki çok üzülmüştü.)

BİR CEVAP BIRAK

Please enter your comment!
Please enter your name here

instagram takipçi hilesi